Çocuk yetiştirme konusunda son dönemlerde ebeveynlerin daha dikkatli davranmak istediği ve doğru olanı yapmak istedikleri bir gerçek. Kişisel gelişim, çocuk gelişimi kitaplarının yükselen satış rakamları, internette sıklıkla aranan çocuk gelişimi başlıklı içerikler ve yapay zekanın gelişmesiyle birlikte insanların sıklıkla yapay zeka uygulamalarına fikir danışması sıklıkla uygulanıyor. Gündelik kaygıların arttığı, iş çalışma saatlerinin uzadığı, insanların kendilerine bile vakit ayıramadığı bir çağda çocuk yetiştirme konusunda eksik miyiz, acaba ona gereken şartları sağlayamıyor muyuz, ben çocukken nelerden mahrum kaldımsa o eksikleri tamamlamalıyım gibi düşünceler akla gelmektedir. Ebeveynlerin yarım kalmış hayatlarının ve planlarının çocuklarda tamamlanmasının istenmesini bizler de çocukken yaşamıştık. Aynı şekilde eksik tamamlama görevini ailelerimizden devraldık ve devam ettiriyoruz. Bu esnada da çocuklarımıza özel ilgi gösteriyor, bazen doğru bazen yanlış davranışlarla hareket ediyoruz. Yoğun ilginin neticesinde de insan zihninde sürekli olarak acaba ile başlayan sorular dönüp duruyor. Bu yazımızda da merak edilen bir konudan bahsetmek istiyoruz. Bir çocuğun duygusal gelişimi nasıldır ve sağlıklı bir gelişim için neler yapılmalı?

Öncelikle bilmemiz gereken çocuklar duyguları bizim gibi yaşamazlar. Biz yetişkinlerin karşımızdaki bir kişiye karşı ana duygumuz hem nefret hem sevgi olamaz. Sevdiğimiz bir kişiye karşı bazen öfkelensek de asıl duygumuz eğer sevgiyse zihnimize o şekilde işleriz. Ya da sevdiğimiz bir kişiye kızdığımızda genellikle pişman oluruz çünkü “Birini seviyorsam ona kızmamam gerekir” gibi bir varsayımımız vardır. Çocuklarda ise durum farklıdır. Çocukların iç dünyası doğduklarından itibaren bütünleşmiş değildir. Yeni doğan bir bebeğin sevgi nesnesi ona haz veren, ihtiyaçlarına yanıt veren annedir. Aynı zamanda ona kurallar koyan, hayır diyen ve her ihtiyacını tam o anda yerine getiremeyen anneye karşı da öfke ve saldırganlık davranışı yöneltir. Burada farklı olan durum iyi anne ve kötü anneyi aynı değil iki farklı nesne olarak görür. Aslında aynı kişiye karşı olan duygularını böler. Buna bölme mekanizması denir. Bunu yapar çünkü birleştirmeyi henüz beceremiyordur. Sizi seven ve gülümseyen bebeğinizin başka zaman size düşmanmış gibi davranması normal olabilir. Bunu da kendini korumak için yapar aslında. Güçsüz bir şekilde dünyaya gelen bebek hayatta kalmak ister ve güçsüzlüğünün farkındadır. Güven arayışı içerisindedir. Eğer bakım verenin onun ihtiyaçlarını giderdiği, ona sevgi gösterdiği ve ihmal etmediği bir ailede büyürse güven duygusu geliştirir. Her şeyin idealize olduğu bir senaryoda da sizden nefret ediyormuş gibi davranabilir. Saldırganlık dürtüsü her bebekte bulunur. Bir de burada bilinmesi gereken durum eğer çocuğunuz size vuruyorsa, ağlıyorsa, dişlemeye uğraşıyorsa bunu kişisel algılamanıza gerek yok. İçsel dünyasında oluşturduğu “kötü anne” imgesiyle mücadele ediyordur. Duygusu size karşı değildir çünkü bebekler için dışsal dünyadaki değil kendi zihninde oluşturduğu içsel nesneler gerçekliği oluşturur. Çoğu zaman ebeveynler “bebeğim beni sevmiyor mu, benden soğudu mu, annesi olarak beni görmüyor mu, bir şeyleri mi eksik yaptım” diye düşünürler. Gerçek olansa bebeğin henüz sevgi ile öfkeyi aynı yerde tutamıyor oluşudur.

Bebeğiniz yaş aldıkça ve zihinsel deneyimi arttıkça bölme mekanizması yerini birleştirmeye bırakır. O zaman bebeğiniz hem sevdiği hem de kızdığı annenin aslında aynı kişi olduğunu anlar. Bu aşama da bebek için zor geçer çünkü suçluluk hissedebilir ve yaptıklarına pişman olur (bunlar bebekçe duygulardır ve yetişkin insanların hissettiği duygulardan örnek versek de aslında onlar kadar güçlü yaşamazlar). Bebeğiniz size zarar verdiğini düşünür ve ona göre duygulanım yaşar. Bu duygu da dışarıdan kaygı verici dursa da aslında iyi bir şeydir çünkü olgunlaştığını gösterir. Birleştirmeyi öğrenmiştir ve aynı kişiye karşı birden farklı duygular besleyebileceğini öğrenir. Eğer çocuğunuz öfkelenip size oyuncaklarını fırlatıyor, bağırıyor, sonrasında da gülümseyip size sarılmaya çalışıyorsa bu onun onarma ihtiyacıdır. Bu durum ne “tutarsızlık” ne de “manipülasyon”dur. Hala onu sevdiğinizden emin olmak ister. Yukarıda bahsettiğimiz durum ortaya çıkar aslında. Sevdiği ve bakımını üstelenen, ona güven veren bakım verenine karşı sert şekilde davrandığı için suçlu hisseder. İyi anneye karşı saldırgan davranmıştır ve bunu telafi etmek ister, sevgisini ister. Bu duruma sert karşılık vermek, öfkeyi kişisel algılayıp kaygılanarak tepkiler vermek, çocuk böyle bir şey yaşadığı için ona karşı sert davranmak ve onu utandırmak asla yapılmaması gereken davranışlardır. Nasıl ki çocuğunuz önce sürünür, sonra emekler, sonrasında da düşe kalka yürümeyi öğrenir aynı şekilde duygularını kontrol etmeyi, onları bir arada tutmayı da zamanla öğrenir. Bu durumu bilirseniz tolerans gösterebilir ve duygularına saygı duyabilirsiniz.
Peki çok katı şekilde yaklaşır, kuralcı olur, yaptığın yanlış diyerek sözlü bir şekilde cezalandırırsanız yani yapmamanız gereken şeyleri yaparsanız ne olur? Çocuk öfkesinin kabul edilmediğini düşünür ve bunu bastırır. Bastırılan öfke de çeşitli yollarla ortaya çıkar. Pasif agresif davranışlar, bedensel belirtiler, ani patlamalar gibi. Hepimizin çevresinde böyle insanlar mevcuttur. Aynı zamanda ebeveynin öfke davranışına böyle bir tepki vermesi ve çoğu zaman “ben sana iyi davranıyorum senin yaptığına bak” tarzında bir yaklaşımı olması karşısında çocuk ebeveyninin önceleyerek aşırı uyumlu bir hale gelir ve kendi duygularını bastırır. Çocukluk- bebeklik döneminde yaşanan bu ilişkiler yetişkinliğe kadar sürdürülür ve öğrenilen davranış pekiştirilir. Parmak kaldırmayan bir öğrenci, birisi sırada önüne geçse bile tepki vermeyen, karşı tarafın iyiliği için kendi iyiliğini geri plana atan bir insan, yakın ilişkilerinde bir türlü kendine güvenemeyen ve ilişkiyi sürdüremeyen bir partner olur. Aynı zamanda “sevdiğim birine kızamam” kabulü geliştiği için ileride de hep iyi olmaya çalışan aşırı bağımlı bir kişi olabilirler. Tüm bunların neticesinde de bebeğiniz yetişkinliği döneminde empati yeteneği gelişmeyen, her şeyi idealize eden, hayatta her şeyi siyah beyaz gören, uçlarda yaşayan birisi haline gelebilir.
Yapılmaması gerekenleri ve yapılması durumundaki muhtemel sonuçlardan sonra neler yapılabilir kısmına geçelim. Bu kısım aslında yapılması zor olsa da tahmin etmesi kolay olan kısımdır. Duygusunu kabullenmelisiniz. Kızgın olabileceğini, öfkeli olabileceğini ona söyleyebilir, hissettirebilirsiniz. Ama buna gerek olmadığını, onu anladığınızı, yanında olduğunuzu da eklemelisiniz. Madem sert tepki vermemeliyim vursun o zaman, oyuncakları fırlatsın, her şeyi vurup döksün alanı da tanımamak önemli. Evet bu duyguyu yaşayabilirsin ama zarar verme demeli, bir tarafınızla ona karşılıksız sevgi ve anlayış gösterirken diğer taraftan kuralları hatırlatmalısınız. Tabii bağırarak, kızarak, sert el hareketleriyle değil sabırlı ve anlayışlı bir şekilde anlatmalı, göstermelisiniz. Bu kısım tam olarak yapılması zor kısım oluyor çünkü sizin de kafanızı dolduran, sizi zorlayan ve düşündüğünüz kaygı verici onlarca durum arasında sabrınız azalabiliyor. Yine de farkındalık burada çok önemli. Nasıl davranmanız gerektiğini bilir ve doğru yaklaşımın ne olduğu konusunda bilgili olursanız buna uygun olarak hareket etmeye çalışır, bazen bunu başaramasanız da yol haritası belli şekilde hareket edersiniz.
