Yalnızlık, dijital çağda herkesin hissettiği ancak tanımlarken zorlandığı bir kavramdır. İnsanlar teknolojinin ve sosyal medyanın etkisiyle eskiye oranla daha çok kişiyle bağlantı kurabilirken yalnızlık hissi onları bırakmıyor. Bugüne kadar yalnızlıkla ilgili birçok kişi fikrini söylemiş, birçok yazar ve fikir insanının baş konusu olmuştur. Günümüzde insanlar sosyal medya beğenileri, yorumlar, mesajlaşma uygulamaları ile sıklıkla etkileşime giriyorlar. Bu durumun insanı yalnızlık duygusundan kurtarmama sebebi bağlanma ihtiyacımızı yeterince doyurmaması olabilir. Ayrıca sosyal medya uygulamalarının kullanıcının ilgi alanında olan içerikleri karşısına çıkardığı, onayladığı görüşü paylaşan insanların paylaşımlarını gösterdiği bilinir. Bu durum insanın kendine benzeyen az sayıda kişiyle etkileşim içinde olmasına, izole olmasına sebep olur. Hepimiz “görünür” olmak için yarışıyoruz; en iyi tatil karesi, en mutlu an, en başarılı iş sonucu… Ancak psikolojik sağlık için ihtiyacımız olan şey “görünür olmak” değil, görülmektir. Görülmek; hatalarınızla, zayıflıklarınızla ve maskesiz halinizle kabul edilmektir. Yalnızlıkla ilgili tanımda üç nokta belirlenmiştir. Bunlardan ilki yalnızlığın sosyal ilişki yetersizliğinden kaynaklanmasıdır. İkincisi yalnızlığın insanların öznel değerlendirmesi olduğudur. Yani insanlar kendini yalnızken yalnız hissetmeyebilir ya da kalabalık ortamlarda yalnız hissedebilirler. Üçüncüsü işin psikolojik boyutudur. Yalnızlık strese ve mutsuzluğa yol açabilir.
Gelişim psikologları ve ortaya koydukları kuramları incelemek faydalı olur. Bowlby’nin bağlanma teorisine göre yalnızlık, çocukluktaki bağlanma figürlerinden kopmanın bir uzantısıdır. İnsan genetik olarak yakın olma ihtiyacı, bağlanma ihtiyacı ile dünyaya gelir. Doğumdan itibaren bu ihtiyacın doyurulması, gereken ilgi ve yakınlığın gösterilmesi gerekir. Bowlby’e göre eğer çocuklukta “güvenli bağlanma” kurulamadıysa, kişi yetişkinliğinde kalabalıklar içinde bile olsa içsel bir terk edilmişlik ve kronik bir yalnızlık hisseder. Yalnızlık, aslında çocukluktaki o güvenli liman arayışının hiç bitmemesidir. Yine Harry Harlow meşhur maymun deneyinden yola çıkarak yalnızlığın sadece psikolojik değil fiziksel bir eksikliğin ürünü olduğunu savunur. Sadece yemek ve barınmak yetmez, temas her şeyden önemlidir. Havlu kumaştan yapılmış anne maketine sarılan maymunlar, sadece süt veren tel maketle büyüyenlere göre çok daha sağlıklı gelişmiştir. Erich Fromm’a göre en temel korku ayrılık korkusudur. Bu ayrılık duygusu, şiddetli bir kaygı ve çaresizlik yaratır. İnsan bu yalnızlıktan kurtulmak için yaratıcı bir eyleme yönelir. Bunu başaramazsa da kişilik gelişimi olumsuz etkilenir. Aynı şekilde Peplau ve Perlman’ın “insan kalabalık içinde kendini yalnız hissedebileceği gibi, tek başına iken yalnızlık hissetmeyebilir” görüşü vardır.
Yalnızlık hissi genellikle melankolik bir ruh hali olarak tanımlanır. Ancak sinirbilim alanında yapılan çalışmalar bize yalnızlığın sosyal bir açlık olduğunu söyler. Burada bahsedilen aslında doyurulması gereken temel bir ihtiyacımızın olduğudur. Vücudumuzun hayatta kalmak için kurduğu bir erken uyarı sistemi vardır. Kan şekerimiz düştüğünde beyin açlık sinyali gönderir; vücudumuz susuz kaldığında susuzluk hissiyle bizi uyarır. Sosyal bağlarımız zayıfladığında bizi uyarmak için yalnızlık sinyalini geliştirmiştir. Yapılan fMRI çalışmalarında, bir kişi sosyal olarak dışlandığında beynindeki dorsal anterior singulat korteks (fiziksel acının işlendiği bölge) aktifleşir. Yani kalbim kırıldı veya “canım yanıyor dediğimizde, beynimiz bunu mecazi değil, fiziksel bir yara gibi algılar. Yalnızlık kronik bir hale geldiğinde beyin kişiyi tehdit altında hissettirir çünkü en temel ihtiyaçlardan birisi olan insanlarla bir arada ve güvende olma ihtiyacımız karşılanmamış diye düşünür. Bu da insanı savaş-kaç moduna sokar. Savaş-kaç durumu tehlike anında insanın tehlikeye karşı savaşması ya da tehlikeden uzaklaşması için gereken enerjiyi vücudun çok hızlı bir şekilde devreye sokmasıdır. Size karşı havlayarak koşan bir köpek görünce beyin bunu tehdit olarak algılar ve hızlıca oradan uzaklaşmanız için vücudun enerjisinin büyük bir kısmını bacaklara verir. Bu durum yalnızlık durumunda da gerçekleşir ve kişi sürekli tetikte olduğu için kortizol adı verilen stres hormonunda artış olur. Bu durum da bağışıklık sistemini zayıflatır. Ayrıca beyin derin uykuya dalmakta zorlanır ve uykusuzluk problemleri yaşanabilir. Ayrıca yalnızlık yaşayan kişiler psikolojik bir rahatlama sağlamak için sigara içme, aşırı alkol tüketimi, aşırı yeme veya geçici cinsel ilişkiler gibi zararlı davranışlara başvurabilir (Hunt vd., 2017).
Yalnızlık, tek başınalıktan farklıdır. Yalnızlık insana acı veren ve istenmeyen bir durumdur. Sosyal bir açlık durumudur. İnsanları boşlukta, terk edilmiş, dışlanmış ve huzursuz hissettirir. Yukarıda da bahsettiğimiz birçok probleme yol açar. Boşluğun doldurulması için dışarıdan bir ses ya da onay beklenir. Tek başınalık ise bir seçimdir. Kişinin kendi eşliğinden keyif aldığı, bilinçli bir tercihtir. Psikolojik karşılığı kendine dönmektir. Tek başınalık sırasında huzur, dinginlik, özgürlük ve yaratıcılık hissedilir. Bir ödüldür. Kişi dış dünyadan kopmamıştır, sadece iç dünyasını beslemek için bir dinlenme dönemindedir. Dışarıdan onay beklenmez, kişi kendi düşünceleriyle iç içedir. Donald Winnicott’a göre bu, ruhsal olgunluğun en büyük işaretidir. Eğer bir kişi tek başınayken sıkılıyor ve hemen telefona sarılıyorsanız bu yalnızlıktır. Eğer tek başınayken zihniniz içerisinde tek başına dolaşabiliyor ve keyif alabiliyorsanız bu tek başınalıktır. Bu ayrımda kritik olan sizi nasıl etkilediğidir. Eğer yalnızlık hissediyor, olumsuz belirtiler gösteriyor ama bu benim tercihim diyorsanız bu durum aslında sizin kaçınma davranışınızdır. Uzun vadede size fayda sağlamaz.
Sonuç olarak yalnızlık kurtulmanız gereken bir durum değil, insanlarla ve dünyayla bağ kurma ihtiyacının belirtisidir. Dünyayı tehdit alanı olarak görmekten vazgeçip sağlıklı ilişkiler oluşturabileceğiniz bir alan olarak görürseniz yalnızlık döngüsünden çıkabilirsiniz. Yaşadığınız durum hakkında farkındalığa sahip olmak bazen zor olabilir. Bu yazıyla yapmak istediğimiz bir farkındalık oluşturmak, yaşadığınız durumu anlamlandırmanıza fayda sağlamaktı. Doğuştan getirdiğimiz bir arada olma ihtiyacına sıkı sıkıya bağlanıp yalnızlığa savaş açmak da tamamen içe dönüp tek başınalık zannedilen bir yalnızlığa sahip olmak da birbirinden sakıncalı iki durumdur. Asıl olan ihtiyacınıza göre kimi zaman insanlarla bir arada yaşamak kimi zaman tek başınalık durumunda kendinize ve düşüncelerinize zaman ayırmaktır.
KAYNAKÇA
Duru, E. (2005). Amerika’da ve Türkiye’de Lisansüstü öğrenim gören Türk öğrencilerin yalnızlık düzeylerinin karşılaştırılması. Education and Science, 30(137).
Duru, E. (2008). Yalnızlığı yordamada sosyal destek ve sosyal bağlılığın rolü. Türk Psikoloji Dergisi, 23(61), 15-24.
Kahraman, H. (2018). Klinik Bir Olgu Olarak Yalnızlık: Yalnızlık ve Psikolojik Bozukluklar. AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 5(2), 1-24. https://doi.org/10.31682/ayna.435926
Leigh-Hunt, N., Bagguley, D., Bash, K., Turner, V., Turnbull, S., Valtorta, N., & Caan, W. (2017). An overview of systematic reviews on the public health consequences of social isolation and loneliness. Public health, 152, 157-171.
Özdemir, H., & Tatar, A. (2019). Genç Yetişkinlerde Yalnızlığın Yordayıcıları: Depresyon, Kaygı, Sosyal Destek, Duygusal Zeka. Kıbrıs Türk Psikiyatri Ve Psikoloji Dergisi, 1(2), 93-101. https://doi.org/10.35365/ctjpp.19.1.11

